Bugün dijital iletişim ve pazarlama dünyasında hem markalar hem de profesyonel danışmanlık veren her birey kendini birer marka olarak konumlandırmak zorunda. 
Hepimizin bir ömrü var tıpkı markalar gibi. 
Şuan karşı masanızda oturan insandan ne farkınız var? Yok.
Farkı yaratmaya karar verdiğiniz an, işte o an ölümsüzlüğün sırrı sizi bekliyor. Hazır mısınız?

Sizinde belleklerde yer edinen bir isminiz, renginiz, sloganınız, kelimeniz varsa marka sizsiniz. Marka olmak işte bu yüzden basit. Odağınızı daralttıkça, zihinlerdeki duruşunuzu tek bir kelimeye indirgedikçe, zihinlerde markanızı çağrıştıran bir rengi vurguladığınızda işte bu kadar basit. Gerisi çorap söküğü gibi gelecek. İnanın bana. Ve artık bu bir sır değil :)

kelimler.001Aslında bakarsanız marka uzun vadede sadece isimden ibaret. Her şey, müşterilerinizin zihninde markanıza en uygun yeri belirlemekle başlıyor ve sonrası o yeri korumakla geçiyor. Bugün bir marka inşa etmek istiyorsanız markalama girişimcilerinize tüketicilerinizin zihninde markanızı özetleyecek bir kelimeye sahip olmakla başlayın. Tüketicilerinizin zihninde yer ettiğiniz o bir kelimelik yer hem dijital iletişim hem de dijital pazarlama anlamında birçok başarıyı ateşleyecek.

Zihnimizde görsel gerçeklik kelimelerle anlam bulur. Bu nedenledir ki bir markanın iyi veya kötü başarılı ya da başarısız olup olmadığını düşündüğümüzde buluruz. O an da zihnimizde beliren sonuç bizi markaya ya daha yakın tutarak bir marka sadakati oluşturmaya başlar ya da araya mesafeler koyarak bizi markadan uzaklaştırır ve zamanla da zihinlerimizden yok eder. Bu yüzden birçok sohbette şunu dile getiriyorum: “Markalarımızın asıl sahibi bizler değiliz. Bir markanın gerçek sahibi aslında onu yaratan, onu bir kimliğe renge, dile, mesaja bürüyen şirket değil, ona belleklerinde yer açan müşterileridir.

renkler.001Şimdi gelelim renklere. Marka İletişimin Sihirli Renkleri başlıklı yazımı okuyanlar bilir. Bu yazımda renklerin iletişimin bir parçası olduğundan ve mesaj yönetimi açısından renklerin hedef kitleye ulaşması istenen birer mesaj olduğundan söz etmiştim. Şimdi buna ilaveten birtakım eklemeler yapmak istiyorum. Markanızı ayırt edilebilir yapmanın en iyi yollarından birinin renk olduğunu hiçbirzaman unutmayın. Yukarıda size kelimelerin zihinsel gücünden bahsettim. Şimdi düşünün markanızı zihinlerde konumlandırmak için yeryüzünde milyonlarca kelime var. Peki ya renkler? İşte onlar çok az. Tek bir rengi markanız için standartlaştırıp yıllarca istikrarlı bir şekilde kullanarak güçlü bir görsel imaja sahip olabilirsiniz. Emin olun bunu yapabilirsiniz. Markanızın rengi konusunda sağlayacağınız kararlılık uzun vadede markanızın zihinlerde istediği yere ulaşmasını kolaylıkla sağlayabilir. Tabii ki canı sıkıldıkça kurumsal renklerimizi şöyle mi değiştirsek de şuraya azıcık da mavi mi katsak diyen yöneticileriniz ve akılverenleriniz yoksa. Aramızda kalsın ama bu yaklaşımı hiç sevmiyorum. Tabii bir de markanızın rakipleri var. Onları unutmuyoruz hiç birzaman. Size bu konuda şöyle bir tüyo verebilirim. Liderler her zaman ilk tercihlerini kullanırlar; fakat pazarda ikinciyseniz seçiminizi rakibinizin tam zıttı bir renk üzerinde yapın.

Yukarıda sıraladığım birçok cümlenin özeti aslında markaların yeniliğe açık, değişime ise kapalı olmaları gerektiği. (Değişimin bazı istisnaları var elbette.) Markanızı bir günde inşa etmiyorsunuz o yüzden markanızı oluşturan öğeler konusunda istikrarlı olmalısınız. Markanız bir kez tüketici zihninde yer edindi mi her şey sizin kontrolünüzde gitmeye başlayacak demektir. Fakat siz bir değişikliğe giderseniz tüketiciler bu değişikliğin altında nedenler aramaya başlar. Bu yüzden markanızı uzun, zor, pahalı ve muhtemelen imkansız bir süreç bekliyor olacak.

Ölümsüzlüğün sırrını çözdüğünüze göre markanızı yaşatmaya devam edebilirsiniz.
Bol Şans!